Perşembe, Temmuz 25, 2013

Bir "Jeanne d'Arc" Filmi: The Messenger

Jeanne d'Arc... Kimine göre bir aziz kimine göre bir cadı…
“The Messenger: The Story of Joan of Arc” isimli bu film Avrupa tarihine ilgi duyanlar için kaçırılmaz bir fırsat…

Jeanne d'Arc' ([ʒanˈdaʁk]) (6 Ocak 1412 - 30 Mayıs 1431 (İngilizce'de Joan of Arc, Türkçede bazen sadeleştirilerek Jan Dark şeklinde de yazılır.) Yüzyıl Savaşları boyunca İngiltere'ye karşı ülkesi Fransa'ya memleketi Lorraine'deki cephelerden başlayarak manevi anlamda büyük destek olan ve sonradan ünü Fransa'nın dört bir yanına yayılmış bir Fransız Katolik azizesidir.

12 yaşındayken St. Catherine, St. Margearet ve St. Micheal'in ruhları ile önsezi yoluyla iletişime geçmeye başladığı söylenir. Bunun yanında tanrının ondan Fransa’yı kurtarmasını istediği de dolaşan söylentiler arasındadır. Yaşadığı dönemde çok riskli bir karar olmasına rağmen 16 yaşında evinden ayrılmıştır. Savaşlarda Fransız ordusuna katılmış ve İngilizler'e karşı savaşmıştır. Daha sonra onu esir alan İngilizler onun erkek giysileri giyip savaşan ve gaipten sesler duyan bir kâfir olduğunu öne sürerek onu henüz 19 yaşındayken Rouen kentinde diri diri yakılarak öldürme kararı almışlardır. Ölümünden 490 yıl sonra öldürme kararını veren aynı kilise tarafından azize ilan edilmiştir.

Ölmeden önce ve öldükten sonra adını korumak için görülmüş tüm mahkeme kayıtları bugün Fransa Millî Kütüphanesi'nde saklanmaktadır. Yaşadığı tarihteki diğer kişiler ile kıyaslandığında, hakkında en çok şey bilinen kişilerden biridir. Jan Dark bugün Fransa'nın en önemli azizelerinden ve kutsal ikonlarındandır. -Vikipedi

Artık Jeanne’ın kim olduğunu bildiğinize göre filmden bahsedebilirim. Bilinen ilk uyarlama 1899’da yapılmış olsa da elbette o kadar eskiye gitmiş değilim.
Bir yüzyıl sonrası, 1999 – The Messenger: The Story of “Jan of Arc”


Anlaşıldığı üzere film, az önce okuduğunuz hayatı anlatıyor. Bu benim ikinci izleyişimdi. Bir öncekinin üzerinden yıllar geçtiği için ablamla yeniden izleyelim dedik. Bugün resmen Jeanne d’Arc günüydü benim için. I Hear Your Voice’un son repliğinde de geçiyordu. :D
“Ama kimse fark etmeden önce, benim Jeanne d’Arc’ım, gerçekleri gören benden daha çok gerçeklerin peşini kovalıyor.”
               


Fransa yapımı film iki buçuk saatti. Sıkıldığım yerler olsa da sonuç itibariyle çok güzel bir filmdi. Başrolde Ölümcül Deney serisinden tanıdığımız güzel ve iyi oyuncu Milla Jovovich vardı. Oyunculuğu muhteşemdi. Filmde Jeanne Tanrı’dan aldığı vahiyle (!) hareket ediyor ve Fransa’nın kurtuluşu için kendini adıyor. Ya da öyle görünüyor. Ne var ki o da bir insan… Film psikolojik anlamda bir şaheserdi. Savaş sahneleri zaman göre gayet iyi çekilmişti. Karakterler çok iyiydi. Zaman zaman ufak espriler yapıldı, benim bayağı güldüğüm yerler oldu ama yanlış anlaşılmasın, temelde gayet ciddi bir filmdi. İçimin gittiği sahneler oldu, o adamları tutup derilerini soymak, üzerine de tuz basmak istedim.

En başta dediğim gibi Avrupa tarihine, ya da ortaçağ Avrupa’sındaki geri kalmışlığa dair merak ettiğiniz bir şeyler varsa tam size göre bir film. Hem senaryo, hem de oyunculuk itibariyle çok başarılı. 

Ve finalde ise bize iki seçenek sunuluyor. Ya mantığınızı seçip, bütün bunların Jeanne’ın kurgusu olduğunu kabul edecektiniz, ya da duygusal bakıp, Jeanne’nın tanrının habercisi olduğuna inanacaksınız.

Ben birincisini seçtim.








Çarşamba, Temmuz 24, 2013

Saçma Ötesi Aratmalar ve Diğerleri

Döndüm dönmesine ama iyi sıyırdım netten uzakta. Neyse, bu sefer konu şu: Bazen gerçekten çok merak ediyorum, sen google amcaya bunu yazarsın da o neden karşına benim blogumu çıkarır kiVe buraya gelip de cevap alamayanlara yanıtlar...

Hakkında yorum yapmak istemediğim aratmalar
Not: Bu bölüm dışında yazım yanlışlarını ben düzelttim.

Birlikte saçmaladığım arkadaşlarım iyi
Cılkı bom bom şarkı sözü
Bir erkeğin burnu ne anlatır
Elma desem de kalbime uyup çık
Chou, kafam feci ağrıyor, ben yatıyorum
ispanya s¶n¶rlar¶ iљerisindedir
sonra g’ky“z“n“n en parlak 2
klibinde cansiz adami oynatmaya cali

Merak ettiklerim

Bu yüzden bu çevirir hayır cinas benim
-Bu adam bunu yazıp benim bloga gelmek için öyle bir kasmış ki… 10.sayfa 92.sıradan tıklamış. Ve ben gerçekten ne aradığını çok merak ediyorum çünkü hiçbir şey canlanmadı benim kafamda.

Balta çetesi
-Benim tek bildiğim balta çetesi Kungfu Hustle’daki çete. Ama onun da nesini merak ediyorsun, çözemedim. Başka ne balta çetesi var ki? Belki LC9’u sayabiliriz asdfghjklş   

Zack Maya neden ayrılıyor
-İlişkileri çok monotonmuş. Ne bileyim ben? Her şeyden önce Zack ve Maya kim? Kusura bakma arkideş, hiçbir bilgim yok.

Genieden gelen hırıltı
-Bunu ilk gördüğümde hiçbir şey anlamadım. Bildiğim tek Genie SNSD şarkısı ve oradan gelen bir hırıltı olduğunu sanmıyorum. Sonra davayı çaktım “geniz” demek istemiş arkadaş. Tabi eli kaydığı için e’ye basmış olma ihtimali çok düşük ama biz iyimser davranalım. :D

Hustler+key sirius şimdiki
-Kelimeleri tek tek gözden geçirip ne aradığını anlamaya çalışıyorum. Sirius en parlak yıldız ve aynı isimde bir Kore dizisi var. Key bildiğimiz üzere anahtar demek ve aynı zamanda bir SHINee üyesi. Ama Hustler ve “şimdiki” derken ne kastediyor?

Spanya
-İ’ye basmak bu kadar mı zor? Yoksa başka bir şey mi arıyorsun?

Bir daha geri gelmemek
-Blogumu açtığımdan beri bu aramayla bloguma gelenler o kadar fazla ki şaşkınlık içerisindeyim. Şimdi itiraf edin, suçlu hanginiz? :D

Ağlatan Kdrama
-Şimdi öncelikle seni ağlatanı vardır beni ağlatmaz, beni ağlatan seni üzmez.
İkinci olarak ise: Mazoşist misin?
Bir de K-dramaların en komiğinde bile acıklı sahneler vardır. Secret Garden’daki 17.bölümde ağlayan çoktur. Shout up Flower Boy Band’de ağlanacak çok şey var. En basitinden 3.bölümde ağlarsınız. :D School’da çocuklar her daim zırlıyor, belki onu görüp duygulanabilirsiniz. I Hear Your Voice’ta küçük Soo Ha’nın sahnelerinde ağlayabilirsiniz. Bir de şu son bölümlerde 26 yıl boşuna hapiste çürüyen adamın sahneleri üzücüydü. Bendeki drama bilgisi bu kadar… :D

-Bunun dışında… “Tanrının bana başa çıkamayacağım bir şey vermeyeceğini biliyorum. Yinede keşke bana bu kadar güvenmeseydi.” sözünü aratan arkadaş inşallah cevaba ulaşmıştır. Ulaşamamışsa: sözün sahibi Rahibe Terasa…

Başka sorum yok hakim bey.

Pazartesi, Temmuz 15, 2013

kim olduğumu sanıyormuşum mimi

itiraf etme vakti gelmişti. ben bir... atım.

Yeeeeeey! İlk mimimle geldim dostlar… Tabi ki çok mutlu oldum çünkü dedim ya ilk işte.  Ve hepsinden önce beni mimleyen Hatice’ye (LoverK) çok teşekkür ederim.

Ben Kimim?

Bu konuda kesin bir sonuca varabilmiş değilim ama dışarıdan bakınca insana benzerim. Kısaca her halta gülen bir insanım diyebilirim.

Blogumun adı nereden geliyor?

Vay anasını bu çok uzun cevaba sahip bir soru. Tüm zamanlar en çok satan Bilim Kurgu romanı sizce hangisidir? Maalesef cevap çok da güncel değil. 20. Asrın ikinci yarısında, Frank Herbert tarafından yazılan “Dune” serisidir. Bundan yüzyıllar sonrasını o kadar geniş bir çerçevede ve o kadar ileri düzeyde bir hayal gücüyle anlatır ki hala Frank Herbert gibi yazar gelmiş değildir. Seriye ismini veren “Dune” ise olayların geçtiği gezegenin adıdır. (Diğer onlarca gezegenden sadece biri…) Ya da yerlilerinin deyimiyle “ARRAKIS”

Paul Muad-Dib, yani benim blogger nickim ise ilk iki kitabın baş kahramanı. Kendisi erkek bile olsa şimdiye kadar sevdiğim nadir baş kahramanlardan biri çünkü hepsinden farklı, sıra dışı bir karakter… Aslında sadece o değil, bütün kahramanlarına gönül verdiğim bir seri “Dune” Peki neden bir kitap serisi benim blogumun adını vesairesini etkiledi diye düşünürseniz sadece böyle bir neden söyleyemem. Sonuçta burası benim zırvalıklarımın olduğu bir yer, bir nevi gezegenim. Arrakis de Paul’ün gezegeni olduğu için ve Paul’ü de biraz kendime benzettiğim için (gerizekalılıkları noktasında tabi) blogumun adını “Arrakis” koymaya karar verdim. Şimdiye kadar bu seriyi okumuş bir kişi bile tanımadım ama tanımayı çok isterdim. Bu ilk kitabın arkasından:

“Biz Caladanlıyız; orası insan türü için cennet gibi bir dünyaydı. Caladan’da fiziksel ya da zihinsel bir cennet inşa etmeye hiç gerek yoktu; dört bir yanımızda gerçekliğini görebiliyorduk. Ve ödediğimiz bedel insanların yaşamlarında bir cennete sahip olmak için her zaman ödedikleri bedeldi; yumuşadık ve üstünlüğümüzü kaybettik.”

Blog açmaya nasıl karar verdin?

Güzel bir soru. Bu blogu geçen Aralık ayında açtım. Bundan önce aynı ay içinde başka bir tane açmıştım sonra vazgeçip silmiştim. Çabuk pes ederim ben. Sonra bir daha açtım işte. Bunu da başlarda silmeyi çok düşündüm ama bu sefer de vazgeçmek istemedim. Neyse artık blogumu da okuyucularımı da okumayıcılarımı da çok seviyorum. Yalnız soru ne ben ne cevap veriyorum? Asdfghjklş Bir blog da ben açıp yazayım dedim. İlk yazıma bakarsanız orada diyorum zaten. Uzun zamandır yazarım ama kimseyle paylaşmıyorum. Öyle biraz da paylaşmayı öğreneyim diye açtım. Öğrendim mi, evet.

Neden yaşam blogu?

Kore ve Kişisel olarak iki ayrı blog açmayı düşündüm ama sonra ne var ne yok aynı yerde olsun istedim. Başka tür bir blog dar çaplı olurdu. Böyle ne istiyorsan ondan bahsediyorsun, güzel yani. 

Kişiliğim?

Alın burada bütün ayrıntılarıyla var. Ama burada da biraz bahsedeyim…

Bakınız ilk soru, mutlu da olsam üzgün de sinirli de gülerim. Durup dururken de gülerim. Bazen fazla gülerim, yerleri süpürürüm.
Tembelimdir. Çoğu şeyi umursamam ve bu yüzden de kimse beni kolay kolay kızdıramaz. Bununla birlikte çok agresif de biriyimdir, hemen sinirlenirim. Çok ani hareketlerim vardır. Sıra arkadaşımı az ödünü patlatmadım. Biraz(!) hiperaktifim.
Öyle böyle değil, acayip gıcığım. İnsanları kızdırmaktan müthiş zevk alırım. Ama bizimkiler beni artık benimsediler, kızıyorlar ama küsmüyorlar.  Başta kendim olmak üzere her şeyi dalgaya alırım.

Alçakgönüllülük denen şeyin samimi olduğuna inanmam. Burada teşekkür etsem de gerçek hayatta iltifat duyunca duymamazlıktan geliyorum. Tek iyi olduğumu düşündüğüm özelliğim iyi bir dinleyici olmam. Hem gerçek hayatta hem de sanal alemde acayip dert dinlerim. Bu yüzden insanlar bana anlatırlar, onları dinlemeyi de seviyorum. Elimden geldiğince çözüm önerisi sunuyorum ama yaşamadığım şeyler hakkında konuşmayı doğru bulmuyorum.. Eğer anlatmak isterseniz sizi de dinlerim. Yabancıya anlatmak daha kolay oluyor bazen. Hatta buyurun size face adresimi de vereyim. Rumuz da kullanabilirsiniz asdfghjklşi tamam sustum.

Bu arada hemen Hatice’den özentilik yapmam lazım. Sizce ben nasıl biriyim? (“Evlat olsan sevilmezsin” cevabını kabul etmiyorum. Daha üretken ve özgün olmalısınız.)

Hoşlandıklarım?

Bu ve alttaki sorunun cevabı yine aynı yazıda mevcuttur.  Yeri ve zamanına göre her şeyi sevebilirim hoşlanabilirim. Ama favori üçlüm okumak, yazmak, müzik dinlemek.

Hoşlanmadıklarım?

Kendini beğenmiş, egoist, narsist insanlar. Yalanlar. Uykusuzluk hastalığım. Ayakta ders dinlememe izin verilmemesi. Duygu sömürüsü. Yapmacıklık. Ve tabi ki bilgisayarımdan ayrı kalmak. -.-

En çok sevdiğim makyaj malzemem?

Hayatımda hiç makyaj yapmadım, gerek de görmüyorum. Aslında o kadar cahilim ki bu konuda… Mesela hala eyelinerın ne işe yaradığını anlamış değilim. Bir erkek bile benim bilgimin iki üç katına sahip. Defalarca buna şahit oldum. Demem o ki sevecek bir malzemem yok.

Çantamda olmazsa olmazım?

Kitap. Telefon ve kulaklığım. Ne olursa olsun beni müzik dinlemem lazım abi. 

En son okuduğum kitap?

Devam ettiğim: İskender Pala – Aşka Dair
Bitirdiğim: Michael Byrnes – Kutsal Kemikler  > tavsiye ederim, Dan Brown, Gregg Loomis falan seviyorsanız özellikle bayılırsınız.

Sorular bitti ve bir kere daha gevezeliğim yüzünden bana saydırdınız oradan, biliyorum.

Mimlediklerim;

Evet, biliyorum. An itibariyle mimin suyunu çıkardım. Ama yazın bak, ağlarım sonra. Tek tek “seni mimledim” diye de gezdirmeyin beni ortalıkta. Bu arada mimi görenler dumanla işaret göndersin de haberi olmayanlara haber vereyim. Görüşmek üzere!

Cuma, Temmuz 12, 2013

Miyavi'den Seçmeler (2002)

Merhabalar efenim,
Evet, Miyavi ve Miyavi’nin sürüsüne bereket albüm&singlelarıyla dönüş yapıyoruz. Zamana göre ilerleyelim diyorum…



Gagaku (31 Ekim 2002)

1.İlk şarkımız Hatachi Kinenbi,  yani 20 yaş yıldönümü, girişi “Happy birthday to you” diye bağıran koroyla yapıyoruz ve aniden bir böğürtüler ve elektro gitarımız, baterimiz geliyor. :D Kusura bakma Miyavi ama yerleştirmeyi iyi yapamamışsın. Heavy metalle albüm açılışı mı olurmuş ya?

2.Sırada hard rock olan Coin Lockers Baby var. Uzunca bir süre sadece enstrüman dinliyoruz. Bir dakika geçtikten sonra Miyavi kendine has böğürtüsüyle bir şeyler söylemeye başlıyor. Benim anladığım sadece mama, cry, father oluyor. “Sorry my baby, it’s my fault…” falan derken hoppala bu şarkının sözleri nereye gidiyor diyorsunuz ve şarkı bir bebiş ağlamasıyla son buluyor. Psikolojimi bozdun Miyavi -.-

3. Kusare Gedou He… Bu şarkıda acayip ritim tutuyorum ben. :D Şarkının hem kendisi hem sözleri alem.^^ Ama seviyorum. Brainy demekten çatladı ya :D Hala hard rock, heavy metal yani. Aynı kafa devam ediyoruz. :D Zaten Metallica dinleyen Miyavi’den hard rocktan başka ne yapmasını beklersiniz ki?

4. Ve sonra Night in Girl… Süper bu şarkı^^ Albümdeki favorilerimden biri. Şimdi bütün bu ağır rockların içinde gidip en hafiflerinden birine tutulmuş olabilirim ama ne olmuş yani? Biraz soft ve enstrümantel rock  olduğu doğrudur. Ama ben bu şarkıda Miyavi’nin sesine hasta oluyorum. :D Diğerlerinde sadece böğürtü duyduğumuz için tabi. :D Ama gerçekten dinlerken keş gibi oluyorum. :D Sonlara doğru azıcık hareketleniyor ama ağırlaşma yok, zaten hemen sonra bitiyor. Başa sarıyoruz. :D –Yani ben şarkıları başa saramam ama yapılabilecek bir şarkı^^-



5. Hemen ardından yine favorilerimden olan bayıldığım bir şarkı geliyor: Girls, be ambitious. Bir iki saniye sakince klavyeyi dinledikten sonra hemen diğer enstrümanlar –önce gitarlar- ve Miyavi alçak, pürüzlü sesini duyup, kendimizden geçiyoruz. :D Biraz alternatif rock denebilir diye düşünüyorum. Bu arada terim yanılgılarından biri de alternatif rock konusunda. Hard rocka alternatif olarak çıktığı doğrudur ama bu temelinde yine hard rockın olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Mesela bir Nirvana dinlerseniz ne demek istediğimi anlarsınız. :D Kendileri alternatif rockın önemli temsilcilerinden. Her türün sonuna rock eklemekten yoruldum, siz anlayın işte. Miyavi’nin olduğu yerde başka bir tür söz konusu değil. :D
Şarkıya dönersek ağırlığı biraz artıyor ama yine de diğerlerine göre hafif. Ayrıca bu şarkı Miyavi’nin aslında güzel bir sesi olduğunu keşfettiğim bir şarkısı. Yani bir vokal olarak… Miyavi’nin ballad söylediğini hayal etmeye başladığım zamanlar. :D Şarkının tam ortasında sesini incelttiği kısımda…  Sonlara doğru da var aynı kısım <3 :D Bu arada “Girls, be ambitious” diye tekrar ettiği kısımda aşık oluyorum Miyavi’ye adfghjklşi :D Bir de bitirişi de girişteki klavye notalarıyla yapaydı iyiydi. Ve sustum. Ama bir dakika PV'si de var ve o zamanlar yaptığı diğerlerine göre çok daha güzel. -çok rezilleri var da- Hikaye açısından olsun, Miyavi açısından olsun çok sevdim. :D 


6. Oresama Shikou… Korktum lan bu şarkıdan. Girişte bir fısıltı kısmı var, sonra aniden giriyor. Tırstım oğlum. :D Bir yandan enstrümanlar son hızla coşarken, fısıltılar, böğürtüler hepsi birbirine karışıyor. Hardın dibini vuruyor. Korku filmi gibi şarkı ya… :D Onun dışında acayip hareketli, gitarı çalan olmak için nelerimi vermezdim diye düşündüm.^^ Anlamı “düşünmeyi seviyorum” Emin değilim gerçi “sama”bir çok farklı anlama geliyor. -.-

7. Gariben Rock da aynı böğürtüler, bütün heavy hallerimizi sergileyerek devam ettiğimiz bir şarkı. Ortasına doğru Miyavi’nin sesini duyma fırsatını yakalıyoruz. Ben bu şarkıda iyi sallanıyorum. :D O değil, Gariben “Geek” demek. :D inek yani… :D

8. Onpu no Tegami. No tegami harfler anlamına geliyor. Bunun da oldukça yumuşak bir girişi var; piyanona öleyim yeeaa asdfghjklşi Ben adıyorum kendimi notaların sakinliğine, böyle yumuşuyorum. Sonra Miyavi –inanması güç ama- böğürmeden, gayet yumuşak bir tonla söylüyor. Bir süre sonra bateri giriyor ama sadece o kadar. Miyavi ve muhteşem sesiyle baş başa kalıyoruz. :D Tek bir şey demek istiyorum: muhteşem ötesi bir şarkı… Ama son bir dakika kala birden yeniden rocka bağlıyoruz. :D Yarım dakika kadar devam ediyor ve geldiği hızla gidiyor. Bizi yeniden piyanonun aşık olunası sesiyle baş başa bırakıyor. Dolayısıyla bize de “Ahh…” dedikten sonra gerçek dünyaya geri dönmek kalıyor. Ve alttaki de Miyavi'ye acımak ve sevmek için çok ideal bir video... Cidden üzüldüm ama kendi yaptıklarından daha güzel olmuş açıkçası. Görüntüler bir filmden sanırım ama bilmiyorum yani. Bakmaya da üşeniyorum.



9. Shokubutsu Ningen M… Yani “Bitki İnsan M” teması ise yok. Olmaz tabi, ismi böyle olan şarkının ne teması olacak? :D Enstrümantel bir hard rock.

10. Ve son olarak Dear from XXX’le albümü kapatıyoruz. Yine favorilerimden biri ve evet bu da hafif. :D Bir dakika boyunca klasik gitarla takıldıktan sonra Miyavi yine etkileyici sesiyle sakin bir giriş yapıyor.  Bu arada arada sırada klavye eşliğimiz var. Bu şarkıyı tanıdık hissettiğim için daha birçok seviyorum tabi. Ortada bir bölümde gitar bile duruyor sadece klavye ve Miyavi’nin sesi var. Böyle insani bir tonda söylediğinde sesinden çok etkileniyorum, çok özel bir sesi var bence. Bir ara yine keşe bağlıyoruz birlikte sonra tekrar kendimize geliyoruz. Bu şarkıda bir Teoman havası var, demedi demeyin. :D :D hihihahahahohohoh Teoman severdim ben. :D Ve gitarla kapanışı yapıyoruuuuz. Sırf bunun için Miyavi’ye alkış, soft rockla kapanış muhteşem oluyor. :D 



Shindemo Boogie-Woogie (30 Kasım 2002)

Full albümden sonra single yayınlaması bana ilginç geldi ama... Bir MV'si ama acayip iğrenç olduğu için sözünü bile etmeyeceğim. Bir dakika bile izleyemedim yani. -.- Zevksizsin Miyavi! Neyse biz şarkıya dönelim çünkü gayet güzel bir şarkı. Eğlenceli bir hard rock ve Miyavi'nin sesini de bol bol duyuyoruz. Aslında üç singleı da çok sevdim ben.^^ Çok ağır değiller, büyük ihtimalle de bunun için. :D Şarkı için tıkkk

Pop is Dead (30 Kasım 2002)

Şarkı hareketli, güzel falan filan... Ve bir PV'si var... [ve öldü.] Yani bir insan bu kadar mı rahatsız olur? Olurmuş demek ki... Feminenliğin dibine vurduğu kısımları saymazsak aslında ben PV'yi sevdim, aşırı eğlenceli. :D Baş ve son kısımları süper. Kin Kon Kan ve Dirty Pop kısımlarını da çok sevdim. Miyavi'nin mallıklarını falan da... -Özellikle bateri çalamazken- ama o kadınsı haller ne öyle ya, tiksindim. -.- Kadın olmak içlerinde bir ukte gibi kalmış sanırım asdfghjklşi Ben buraya sevdiğim bir canlı performans koyuyorum ama PV'yi izlemek isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.



Jingle Bell (18 Aralık 2002)

Senenin üçüncü ve son singleı... Harda yakın bir alternatifle harika bir kapanış... Anlaşıldığı üzere bu şarkıyı da çok seviyorum. Uzunca bir süre enstrüman dinledikten sonra nihayet Miyavi'ni sesini duyma şerefine erişiyoruz asdfghjklş Ama sonuna kadar da söylüyor ve bu benim için çok iyi demek^^ Canlı performansını izliyordum da sona doğru Miyavi sapıtıyor. :D En sonunda da gösterişli bir reverans yapması yok mu? hahah :D Şarkının stüdyo kaydı için de buraya...



Not: Ben bütün albümleri tek yazıya sığdırırım sanıyordum ama… Yemiyormuş dostlarım, yapacak bir şey yok. Artık bir dahaki Miyavi yazısında görüşmek üzere. Nasıl bir düzen tuttururum bilmiyorum ama...

Görüşmek üzere! 

Çarşamba, Temmuz 10, 2013

J-Rock'a Giriş: Miyavi


Sonunda yayınlayabildiğim için memnunum. Miyavi’yi tanımam Japon piyasasına el atayım demeden oldu. Laf arasında geçerken bir gün bakayım dedim ve… Woaaaahh… İpler koptu.

Öncelikle sizi ürkütüp kaçırmayacak bir resim seçtim. Hem ben bu resmi çok sevmiştim :D                                                                 

Miyavi Kimdir?
–Wikipedia’dan okuduklarımdan özet(!)-


Gerçek adı Takamasa Ishihara, Japon şarkıcı, şarkı yazarı, gitarist ve prodüktör. 14 Eylül 1981’de Osaka’nın Konohana bölgesinde doğdu.

Küçükken hemen her çocuk gibi futboldan zevk alırmış. 15 yaşında geçirdiği ufak bir kaza sırasında gitara ilgi duymaya başlamış. X-Japan, Luna Sea gibi Visual Kei gruplarına özellikle düşkün olan Miyavi’miz blues, motown ve hardrock da dinlemiş. –Metallice, LA Guns falan-

Ortaokulun 3. Yılında ilk grubunda çalmaya başlar. Yine bir visual kei olan grubun adı Loop’tur.

17 yaşındaki Osaka’lı Takamasa Tokyo’ya taşınır ve Miyabi adıyla Dué le Quartz’a kaydolur. Ama Takamasa sadece bir guitarist değildir, aynı zamanda şarkı sözü yazıp besteler de... 

31 Ekim 2011 - ABD 
2002’de grup dağılınca Miyabi adını Miyavi (Çince elegant, şık, zarif anlamına geliyor) olarak değiştiren Takamasa solo kariyerine başlar. Bağımsız plak şirketi PS ile bir sözleşme imzaladıktan sonra 31 Ekim’de ilk stüdyo albümü Gagaku’yu çıkarır. Yılsonuna kadar yayınlandığı üç single "Shindemo Boogie-Woogie", "Pop is dead" ve "Jingle Bell" ile Oricon** da yer almayı başarır.

Miyavi’nin bir de eski grup arkadaşı Sakito ile yer aldığı bir filmi (Ryomano Tsumato Sono Ottoto Aijin) vardır. 2003’de Oresama’da ise kendini canlandırır. 23 Nisan’da ilk solo konserini verir. Aynı yıl üç ringle daha yayınladıktan sonra 2 Aralık’ta 2. stüdyo albümü Galyuu’yu yayınlar. 2004’de ilk solo turuna çıkar. İlk major singleı "Rock no Gyakushuu/21sekikei Koushinkyoku" ile listelerde ilk onda yer alır. 2005’de ilk büyük albümü “Miyavizm”i yayınlar. İkinci ve üçüncü büyük albümleri MYV Pops ve Miyaviuta ile listelerde 15. ve 25. olur. 2006’nın sonunda Miyavi İngilizce, dans dersleri ve hafta sonları Venice Beach’de sokak performansları sergilemek işçin 6 aylığına Amerika’ya gider.

2007’de Amerika’da ilk solo konserini verir ve 25 Mayıs’ta SKIN’in bir üyesi olacağı açıklanır. 29 Haziran’da grup ilk ve tek konserini California’da verir. Yıl içinde Japonya’da üç single daha yayınlar ve Bonn, Almanya ve G.Kore’de performans sergiler.
2008’de 4. Major albümü This Iz The Japanese Kabuki Rock’ı yayınlarken,  Kore ve Tayvan’da da derleme albüm şeklinde yayınlandı. Çıktığı ilk dünya çapında turunda Amerika, Şili, Brezilya, Almanya, İngiltere, Hollanda, İspanya, İsveç, Finlandiya, Fransa, Tayvan ve Güney Kore’ye gitti.
2009’da kendi şirketi J-Glam’i kurdu. (8 Nisan) 22 Nisan’da derleme albümü Victory Road’ı yayınladı. 1 Haziran’da yeni şarkısı Super Hero yayınlandı ve eylül ayında uluslar arası fan kulübü açıldı. Aynı ay içinde ikinci dünya turu Neo Tokyo Samurai Black’e çıktı ve iki yıl süren turu Moskova’da başladı. Avusturya, Macaristan ve İtalya’ya ilk kez ziyarette bulunan Miyavi Avrupa’da 17 konser vermiş oldu. Bunu  Güney ve Kuzey Amerika takip etti. 31 Aralık’ta Japonya’nın lider müzik şirketi –ya da önde gelenlerden biri diyelim- EMI Music Japan ile anlaşma imzaladı.

2011 - Londra
2010’da iki single daha yayınlayan Ishihara 6 Kasım’da 5. Stüdyo albümü “What’s My Name?”i piyasaya sürdü.
2011’de yeni bir dünya turuna başladı ve ziyaret ettiği ülke sayısı arttı. Ayrıca “Live in London 2011” albümü yayınlandı.
2012’de 6. Stüdyo albümü “Samurai Sesssions Vol.1” ve “Day 1” isimli singleı yayınlandı.
2013’ün Şubat ayında Ahead of the light singleı ve geçtiğimiz Haziran ayında ise 9. Albümü “Miyavi” hayranlarıyla buluştu.

Melody... Ben bu kadını çok sevdim^^
Miyavi 14 Mart 2009’da Japon şarkıcı Melody Miyuki Ishikawa ile evlendi. Şimdi iki kızları var. Lovelie Miyavi dört, Jewelie Aoi üç yaşında. Takamasa’nın kızına neden sahne adı verdiği sorusu ise benim için hala muallâkta…

*Visual kei: 1980’lerde başlayan Japon rock/metal akımı. Resmi olmasa da X-Japan ile başladığı/popülerleştiği kabul edilir. Glam rocka benzer.
**Oricon: Japonya’nın bilboardu.


-Şimdi benim Miyavi hakkındaki düşüncelerime gelirsek… (Uyarı: Tam bir zırvalıktır.)

Bir kere Miyavi sahnedeyken çok... Aish! (Bknz. Kore kültürüne ait tepkilerle Japon gitariste sinirlenmek) Sinir olmaya çalışıyorum. –çünkü ben narsist, egoist ve kendini beğenmiş insanlardan hoşlanmam. Genelde nefret ederim. Bu arada terim yanılgısı olmasın. Egoist bencil, narsist kendini üstün görenlere deniyor.- Ama bir türlü kızamıyorum. Ühühühühü :’S –evet, arada yüz ifadesi uyduruyorum- Ve şu paragrafta normalinden çok ara cümle var.

Miyavi'nin ilk gördüğüm resmi ve ilk kez kızlığımdan utandığım anlar asdfghjklşi
Şimdi bir rocker olan ve şöhret basamaklarını yeterince tırmanmış olan Miyavi’yi canlı izlemeye gittiğinizde güzelce oturup şarkılar söylemesini bekleyemezsiniz. O bir gitarist, arada söylese de genelde atlayıp zıplıyor ve böğürüyor. –Ama güzel böğürüyor şimdi, hakkını yememek lazım- 2011’deki Miyavi Maquinara festivalinden yaptığım çıkarımlar. Diğerleri de şunlar mesela; adamda bitmez tükenmez bir enerji var abi. Festivalin başında herkes formda, Miyavi’nin ceketi üzerinde, güneş gözlükleri takılmış, seyirci coşuyor, elde “Miyavi” yazan balonlar, atlayıp zıplamalar, çığırmalar… Yani olması gereken her şey var. Ama sona doğru… Miyavi’nin gözlükler ve ceket gitmiş, saç baş benden beter. Ama adam yeni başlamış gibi atlayıp zıplıyor. –Miyavi’den iyi bir dansçı olurmuş aslında asdfghjklşi- Seyirci ise… Sadece iki kişi el kol sallıyor. Diğerleri artık pes etmiş. “We are One!” diye bağırmalar başlayınca el sayısı dörde çıkıyor XD :D Derken ön sıralardan birkaç el daha… Ve ardından bütün seyirci demek isterdim ama hayır, sadece en ön sıra uyku moduna geçmemiş. :D Tabi uyku moduna geçmiş olmaları onların saflığı, biz sadece Miyavi’nin “mi”sini bulabiliyoruz buralarda. “Miyavi deli Mİ?” “Türkiye’ye gelir Mİ?” “Bir gün burada da öyle sanatçılar olabilecek Mİ?” vb.

Erkek olsam Miyavi'ye aşık olurdum çok fena, öyle böyle değil.
Miyavi hakkında birkaç ilginç bilgiye de rastlamadım değil. Adamın tercih ettiği kolonya markalarından tut sigara markalarını bile yazmışlar. O.O . Miyavi’nin boyunun 1.85 olduğu yazıyor ama nedense çok inandırıcı bulamadım. Hatta “hadi oradan” dedim. En sevdiği renk de pembeymiş. O.O Ayrıca bu arkadaş favori sanatçısı olarak kendini seçmiş asdfghjklşi Çikolatalı kek, tavuk ve inari sushi seviyormuş. Brokoli ve domates suyundan da nefret ediyormuş. –Yani beslenme tarzı  ilkokul çocuğu gibi :D- Ayrıca Miyavi nerede olursa olsun bağırarak sorunları olduğunu söylermiş. –Manyak mısın yavrum sen?!- Birisine sarılmadan bir gün duramayacağını söylermiş. –Bu ne biçim alışkanlık lan?! Tek başına gel Türkiye’ye asdfghjklşi-

-Çok tatlılar ama değil mi? :D-

Müzisyen olmadan önce doktor olmak istiyormuş –Evet, futbol oynayıp, doktor oluyoruz- çünkü insanlara yardım etmenin çok önemli olduğunu düşünüyormuş. Futbol oynamayı hala çok seviyormuş. (2011’de bir sakatlık geçirmiş bacağından, acaba o yüzden mi? :D) İlk büyük canlı performansında mikrofonu ağzına çarpmış, bir şey olmamış gibi davranmış ama aslında çok acımış. –neredeyse ağlayacakmış- Ve kendisi dövme ve piercing sevdiği halde onunla aynı özellikleri paylaşan bir kızı istemiyormuş. Bununla birlikte kız sevimli olduğu sürece sorun olmazmış. –Güzelse her türlü gideri var diyor yani-

                Bir de Miyavi’nin karısı çok tatlı ya… :D Miyuki Ishikawa, Miyavi’den bir yaş küçük, Hawaii doğumlu, Japon popçu o da. Sahne adı Melody ama 2008 Ekim’inde müzik kariyerine son vermiş ve moda tasarımcısı olmuş. Benim iddialarıma göre ise Miyavi “çalışmanı istemiyorum, otur evinde, çocuklarına bak” dedi. Ya da hamile olduğunu öğrendiğinde böyle karar vermiş olabilir. Sonuçta 2009 Mart’ta evleniyorlar ama 4 ay sonra çocuk doğuyor. Tam 9 ay… Çaktınız mı? :D


Miyavi’yi tanıyalı çok olmadı, hatta pek az oldu. Adını hep duyardım, orası başka. Ama çok sevdim keratayı, eski günlerimi hatırlatıyor. Bundan iki sene önce sadece rock dinlerdim. Hey gidi günler hey! :D Tabi Miyavi’nin bazı şarkıları metale kaçarken pazıları da pop müziğe yaklaşmış ama en yakını K-rock oluyor yani :D Aynen öyle, şuan olmayan K-rock piyasasına sokuşturmuş bulunmaktayım. Neyse, Miyavi 2. Sevdiğim Japon sanatçı oldu. Sorun şu ki ilki de, ikincisi de evli-mutlu-çocuklu. Üçüncüsü de öyle olursa çok fena isyan ederim ona göre. Hadi Miyavi’nin yaşı var ama ya sen Matsuyama? Gerçi umurumda bile değilsin, maksat muhalefet şuan. Bir Miyavi’ye sattım seni, bakalım onu kime satacağım? :D
Farkındayım etmediğim zevzeklik kalmadı ama olsun o kadar da. :D Bu arada ben Miyavi’de bir Heechul&Johnny Deep karışımı gördüm ya… asdfghjklş Tamam Miyavi kendi başında bir ikon ama Miyavi’ye ilk baktığımda bu hisse kapıldım. :D Büyük ihtimalle uzaktan yakından alakası yoktur, saçmalamanın dibini vuruyorumdur. Ben zamanında Zion T’yi Akon’a benzetmiş adamım. Asdfghjklş :D Johnny Deep neyse de Heechul’a benziyor şimdi. :D


Bu arada Miyavi dinlerken direk Miyavi’nin kendisi olduğumu fark ettim. Bütün o el kol bacak kafa hareketleri bende aynı şekilde tezahür ediyormuş. Fazla etkilendim sanırım. -.- Miyavi’nin sarışın ve kız versiyonunu hayal etmeyi deneyin asdfghjklşi Neyse, bu kadar yeter.

Görüşmek üzere!

Not: Bir başka Miyavi yazısı da gelece inşallah, en sevdiğim şarkılarından oluşan. Çünkü adamın 9 albümü var ve ben daha dördüne baktım -.- Favorilerimi seçip geri döneceğim.^^

Bebiş çok tatlı ama^^
Yine de yaşlandın Miyavi ve artık daha az kıza benziyorsun :D Bravo!
Barcelano'dan^^ Bu resmi koymasam olmazdı :D
Miyavi ve kızı :3
Bu da Miyavi'nin makyajsız hali. N'aber? Şimdi o kadar da güzel değilsin? asdfghjklş
Bu resmin kendisi çok tatlı :D
Miyavi'nin en sevdiği resimlerinden biri desem? :D
Bu resme de çok gülüyorum :D
Gerçek veda: Goodbye Bridge!^^