Çarşamba, Ocak 22, 2014

İçinizde Yaşayan Canavarı Hissedebiliyor Musunuz?

İŞİN LAYLAYLOMU:

Ben, izlediğim şeyi ikinci kez izlemeyi bırakın, duyduğum şeyi ikinci kez duymaktan bile hoşlanmam. Ama ne yaptım tereddüt bile etmeden kalktım bu diziyi ikinci kez izledim. Bir buçuk yıldan uzun bir süre geçmiş olduğu için de unuttuğum ayrıntıları olmuştu, onları hatırladım.

Ayrıca kendisi benim için EN İYİ KORE DİZİSİ olmasının yanında ATLAMADAN İZLEDİĞİM TEK DİZİ olma şerefine de layıktır. İkinci kez izlerken bazı bazı atladığım doğrudur ama toplasanız 10 dakika etmez :D Yine de izlerken kendimden geçtim iki seferde de. Kore dizisi izliyor olsanız da olmasanız da şiddetle tavsiye ederim. Dizinin kurgusuna, oyunculuklarına ve müziklerine hayran kalacaksınız. Hele müzikleri... Tamamen benim için özel hazırlanmış. Klasik müzik ve Rock. Mozart, Vivaldi, Faure bir yandayken, diğer yanda Pixies, Low, Alice in Chains, Mercury Rev, Mansun, Massive Attack, Arcade Fire ve aklıma gelmeyen diğerleri. Tamamı için şuraya tıklayabilirsiniz.

Fangörllük yapmaya devam ederdim ama zaten uzun bir yazı olacak, o yüzden işin laylaylom kısmı burada son eriyor. DADADAM!!! DADADAM!!!

***




“Şimdi de sizlere canavar ile aramdaki savaşın hikâyesini anlatacağım.
Karşı koyabilmek için mecburen ben de canavara dönüştüm.

Her şey ne zaman başladı?”



Susin Lisesi, ülkenin en iyi lisesidir. Oraya sadece ülkenin en iyi öğrencileri girebilir. Günde 18 saat çalışılır ve yılda sadece 8 gün Noel tatili vardır.

Dizinin başrolü olan Park Moo Yul, siyah bir zarfta aldığı mektup yüzünden 8 günlük tatilde de okulda kalır. Asıl ilginç olan aynı mektubu okulda kalan diğer 6 öğrencinin de almasıdır. Dizi Kameraman Yang’ın öğrencileri tanıtmasıyla başlar.

“Park Moo Yul; tüm ailelerin hayallerindeki damat tarzındaki öğrenci.
Susin’in en güzel kızı; Yoon Eun Sung.
Ve… Lee Jae Kyu mu? 2.sene 1.sınıf mı? Kendisini tanıtacak.
Yeni üyemiz geldi. Susin’in cebrail meleği; Yoon Su.
Başka kim kaldı? 2.sene 1.sınıftan Choi Ji Hoon. Şu bakışlara baksanıza!
Peki… 7.üyemiz…” (Kamerayı kapatır çünkü gelen Veba’dır.)

Karakterlerin biraz daha ayrıntısına ineceğim ama kişisel yorumlarımı fazla belirtmemeye çalışacağım. Dizinin en eğlenceli kısımları karakter analizi yapmak çünkü, bu zevki elinizden alamam.



Park Moo Yul;
Akıllı, çalışkan, anlayışlı, yardımsever, iyi kalpli, iyi görünümlü blah blah blah Kısacası mükemmel çocuk. İyiliği derecesinde de sinir bozucu. 

Çocukluğunda yaşadığı travmanın etkilerini kendi içinde yaşayan bu yüzden de bir yanı sürekli ölüme yakın olan, Eun Sung’un eski sevgilisi ve hala ona karşı duygularını kaybetmemiş, Ji Hoon’dan içten içe nefret eden biri.


“Neden Ji Hoon’dan bahsetmiyorsun? Bütün gücünle çabalıyorsun ama doğuştan dahi olan birini yenemiyorsun. Mozart’a karşı duran Salieri gibisin. Keşke okula katılmasaydı diyorsun, canını almak istiyorsun, değil mi?”



Yoon Eun Sung;
Bir zamanlar neşeli ve herkes tarafından sevilen bir kız olan Eun Sung kimsenin bilmediği bir nedenden ötürü sessiz ve soğuk birine dönüşür. Sürekli ölümden bahseden ama bunu yapacak cesareti olmayan birine.

Eun Sung ve Moo Yul her başbaşa kaldığında bu şarkı çalıyor:






Lee Jae Kyu;
Oldukça uzun süre pasif kalan bir rol. Bununla birlikte bu özelliği beni çektiği için en çok onun tepkilerine dikkat ediyordum. Bu yüzden bir şeyi çabuk fark ettim.

Hakkında bilinen hiçbir şey yok. Moo Yul’un adımlarını izleyen, yardım etmeye çalışan çocuk. Fırtına öncesi sessizliğin vücut bulmuş hali.


Yoon-Su;
Oldukça zengin bir ailenin tek çocuğu, babasının yaptığı bağışlar sayesinde okula girdiğini herkes biliyor.  Yüksek yerlerde durmaktan zevk alan, her daim kulağında kulaklık olan bir çocuk. Onun lakabı; Cheonsa, yani melek. Gözlerinin altındaki morluklar, sallanarak yürümesiyle kanında gezen uyuşturucuyu ve yüreğindeki acıyı çok iyi yansıtıyor.



Choi Ji Hoon;
Beyninin sol tarafındaki sinirlerin normalden kalın olmasından dolayı duygularını yaşayamayan bir dahi. Bu yüzden de hiçbir zaman aşırıya kaçmıyor. Pek çok şeyi diğerlerinden önce çözen ama gerekmedikçe konuşmayışı ile pek çok sırrı da saklayan biri. Ji Hoon’un duygusal derinliği olmadığı için onun hakkında tahminler ve sürprizler yok denecek kadar az.



“Tıpkısının aynısıydı. Yüzleştikten sonra ölecek olan farklı halimle karşılaşmıştım.”






Jo Young Jae;
Herkesin nefret ettiği çocuk. O lakabı “Veba” olan bir, “Kara Veba” Dizi boyunca izleyici “böyle olmasının bir nedeni vardır” diye düşünse de ona sempati göstermek kolay değil. Zayıfı ezen, güçlünün karşısında sinen biri çünkü. Aralarındaki en korkak kişi…      




Eun Sung: “Jo Young Jae, belki sen de iyi niyetli biri olarak doğmuşsundur. Kötü davranmanın bir sebebi vardır. Fakat o sebebi öğrenmem imkânsız. Gözümde ezikten farksızsın.”
Young Jae: “Ne demek istiyorsun?”
Eun Sung: “Aramızdaki dram bu işte. Tüm insan ilişkileri arasındaki dram.”

Lee Jae Kyu: “İyi mi?”
Yoon Su: “Korkuyor sadece. Korkaklar şiddete başvurur.”


Yang Kang Mo;
En büyük hobisi bir şeyleri kameraya kaydetmek. Video ya da fotoğraf… Annesinin o hamileyken geçirdiği ateş sonucunda işitme duyusunu kaybetmiş. Bunu önemsemiyor gibi görünse de hala onu rahatsız eden bir şey bu. Küçükken yaşadığı o olay sadece bir örnek bence, bu örnek Kang Mo’nun bütün hayatının ufak bir özeti… Başka bir çarpıcı özelliği ise asla pes etmeyen bir karaktere sahip oluşu... Üzerine ne kadar giderseniz o kadar direnecektir.


Kang Mi Reu;
“Deli” lakabıyla ünlenmiş biri. Okulun çatısından yaptığı Bungee Jumping herkese parmak ısırtmıştır eminim. Young Jae’in korkulu rüyası. Ji Hoon’un hem düşmanı hem dostu. Güçlü olduğu kadar zeki oluşuyla, herkesin favorisi haline gelmişti. Ayrıca mektup almamasına rağmen okulda kalmıştır. Mi Reu başka bir hesap peşindedir.

AC/DC'nin Back in Black'i için Mireu's Theme diyebiliriz ^^






Öğretmen;
Judo konusunda uzman olan beden eğitimi öğretmeni Noel’de çocuklarla kalması için görevlendirilir. Ayrıca ona da mektup gelmiştir. 

Kim Yo Han;
Hakkında söylenecek çok şey var ama kendime saklayabilirim. Geçirdiği araba kazasından sonra okula sığınan bir psikiyatr.





O meşhur zarfta yazanlara gelince…

“Beni lekeleyip acınacak hallere soktun.
Beni köşedeki canavara dönüştürdün.
Beni susturdun.
Boş umutlarımla alay ettin.
Sahip olduğum tek şeyi alıp boynuna astın.
Ben tutunurken, sen ellerini çektin.
Beni gözlerinden uzak tuttun.
Sonunda bana yetiştin.
Mutlu Noeller.
Mutlu yıllar.

Sekiz gün sonra Zelkova ağacının yanındaki yoldan yürü.
Saat kulesinin altında birinin ölü bedenini göreceksin.
İsa’nın doğduğu gece, seni lanetliyorum.”


Her satır birinin günahı olsaydı… Siz nasıl eşleştirirdiniz?

Bundan sonrası için sadece diziden replikler var. Kimsenin benim vardığım sonuçları bilmesine gerek yok. Sadece izleyin ve kendi cevabınızı kendiniz verin.

İnsanlar doğuştan mı canavardır, yoksa büyüdükçe mi canavarlaşırlar?



*** 

-“Onun gibi insanlar doğuştan mı canavardır, yoksa büyüdükçe mi canavarlaşırlar? 


Kendilerine göre doğuştan gelen ya da sonradan edindikleri sorunları olabilir. Beyinleri hasarlı ya da DNA’ları sorunlu olabilir. Doğuştan beri öylelerse suç onların değil, yetersizlikleridir. Cezalandırılmaları doğru mu? 

Aksine doğuştan sorunlu değil de babaları alkolik veya anneleri sorumsuzsa sonradan suça bulaşmaları onların suçu olur mu?

-“Suçluların cezalandırılmamaları gerektiğini mi düşünüyorsun?”

-“Sosyal vazife için cezalandırılmalılar. Fakat böylesine ahlaki ve hassas eleştirilerin doğru olup olmadığına dikkat çekiyorum.”

-“Doğru.”

-“Neden?”

-“Beyin özürlü veya kötü koşullarda büyümüş olsa bile suç sayıldığını bile bile cinayet işlemeyi tercih etmiş. Cinayet işlemeyi seçmişse her türlü eleştirilmelidir.”

***


“Bazı beklentiler beslediğimi itiraf ediyorum. 18 yıl… Ne yetişkinim ne de çocuk. Kaçma arzusuyla tutuşan orta yaşlardayım. Finn ya da Nanook gibi maceracı değil. Fakat gerçeklikten kaçmayı umuyordum.

Maceraya inandığımız son gündü. Şimdiye dek korkmak yerine heyecanlıydık. Fakat unuttuk ki duyduğun ses ne kadar tizse gerçeklikten kaçmak o kadar tehlikeli. Hayatta kalmak için acımasız davranmak zorunda.  Fin ve Nanook da hikayenin sonunda şeytanla karşılaştı. 




Hepimiz birer lokma ısırıp birini öldürdük. 


Şeytan karda yuvarlanarak peşimize düştü.”

***




“Hazır aradan zaman geçmişken neler olduğunu açıklamaya çalışıyorum. Kaderin kahpe cilvesi, her şey kötüye döndü. Oyunu başlatan bile ipi elinden kaçırmıştı. Karanlık karanlığa vurarak yine karanlık yaratıyordu. Canavar yüz yüze bakan aynalarda görülüyordu. Böylelikle başka bir karanlık ortaya çıkmış oluyordu.”



***

“Ben bir seri katilim.
Noel arifesinde yorgun düşmüştüm. İnsanları öldürmek zordur, hatta ölmeyi hak edenleri bile. Artık cinayet işlemek istemiyordum. Sorumluluk duygusunu kaybetmiştim.
Sekizinci işe yaramaz hayat…
Adımı sorduklarında üzerimden bir yük kalkmıştı. Sonumu kabullenmiştim. Görevimi tamamlayamamıştım… Ama kabullenmiştim.
Tam o sırada yaşanan olayların bir anlam taşıdığını bilmiyordum. Hikâye bitmeyecekmiş gibi görünürse sonunu kendin yazmalısın.
2000 yıl önce 3 bilge İsa bebeği bulmak için yıldızlara tırmanmış. Bugün ışıklar sayesinde onlara ulaştım. 

Karşılaştığım bütün rastlantıların uzun zaman önce yazılan kaderimin bir parçası olduğunu fark ettim."


***



“Aslanın pusu kurduğu nehirde, yaralı zebra olsaydın ne yapardın?
Aslanın pusu kurduğu nehirde, vakit senden yana değil.
Arkadaşının yaralandığını öğrenseydin ne yapardın?
Aslanın pusu kurduğu nehirde, susuzluktan ölürken birinin kurban edilmesi gerekir. Aksi takdirde tek damla su içemezdin. O zaman ne yapardın?
Aslanın duyması için, en sabırsız olanın nehre atlamasını, birinin yaralanmasını veya içlerinden en gencinin geride kalmasını ummalıyız.
Aksini ummak mümkün mü?
Aslanın pusu kurduğu nehrin yanında bekleseydin…”

***

“Sence hepinizden farklı mıyım?

Seri katillere neden çocukluklarının sorulduğunu bilir misin? Güvende hissetmek için. Alkolik bir baba, önüne gelenle yatıp kalkan bir anne… Fakat aslı o değil. Hepsi basın tarafından şişirilen yalanlar. 

Çocukluğunda kötü şeyler yaşayan herkes canavara dönüşmez. Düzgün büyümesine rağmen canavarlaşan yüzlerce insan var. Herkes canavara dönüşme potansiyeli taşır.



İçinizde yaşayan canavarı hissedebiliyor musunuz?

Sanırım bazıları canlanmaya başlamış.”


“Sınırda durmamak lazım.
Doğuda ve batıda asırlık tabular vardır.
O çizgi, iki tarafı, içeriyi ve dışarıyı ayrı tutar. Ayrıca iki tarafı ters yüz olarak sınırlar. Çizginin kendisi bile kafa karıştırıcıdır. Sakın üzerinde durmayın. Karışıklığın içine düşmekten kaçının.
Sınırda duran çocuklar tanımlanamaz.
Çünkü bütün bunlar kafa karıştırıcı…

Hepsi tabunun parçası.”





12 yorum:

  1. ne güzel dedin bence de en iyi kore yapımlarından. hatırlattığın da iyi oldu ben de tekrar izlesem yerinde olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İkinci kez izlenmeye değer gerçekten de ^^

      Sil
  2. Cidden harika bir dizi ama izlerken neden bilmiyorum kendimi çok kötü hissetmiştim. Ama yine de güzel diziydi yaa :D
    Favori karakterimde Choi Ji Hoon :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sonunda insan gerçekten kötü hissediyor. Ben de Sung Joon'un dizilerine bakarken rastladım ve çok beğendim. Jae Kyu ile Ji Hoon favorilerim ^^

      Sil
  3. merhaba, aslında sormak istediğim Dune kitabı ile ilgili bi soru vardı. bundan 8-10 yıl önce bi hocam önermişti bu kitabı ama serinin uzun olduğunu görünce vazgemiştim. Sonra bikaç yıl önce aklıma geldi tekrar ve almaya karar verdim. Ama sorun şu ki Sarmal yayınlarından 4 kitap bulabildim. Dune Mesihi, Dune'nin çocukları, imparator tanrısı ,dunenin kafirleri. ilk kitabı kabalcıda da bulamadım. Ama kabalcıda sadece Dune adlı bi kitap bulup belki ilkidir diye aldım. onun ilk kitap olup olmadığını merak ediyorum açıkçası bu konuda yardım edebilir misiniz. şöyle başlıyo kitap '' Bir başlangıç, dengelerin doğru oluşuna en büyük özenin gösterileceği zamandır..........prenses irulan ''ve şöyle bitiyo ''oğlumu tanımaz gibi konuşuyorsun dedi jessica ile başlayan bi paragraf . yani emin değilim bu kitabın ilk kitap olduğuna derleme bi kitap mı yapmışlar diye. Çöl gezegeni ismiyle de bulamadım kitabı. Uzattım biraz galiba . bloğun yanında yazan sözler çok hoş bu arada :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Seri uzundur ama akıcıdır. Çok da iyidir. Evet kitapları bulmak cidden sıkıntı.
      Doğru kitabı almışsın, serinin ilk kitabı o. Romanın yazım tarzı derleme gibi yapılmış ama orijinal hali bu. Yalnız biten kısımdan alıntı yaptığın yeri çıkartamadım.
      O dört kitabın sonunda bir de Dune: Rahibeler Meclisi var. Ama dediğim gibi bulmak kolay değil.
      Teşekkür ederim :')

      Sil
  4. Güzel yazı olmuş.Ben de Kore dizisi izliyorum da bu diziyi sitede görüp pek önemsememiştim. Blogunda tekrar gördükten baya da bir süre sonra birden aklıma düşmüş olacakki izlemem gereken animeleri de bitirince White Christmas'a başladım. İzlerken bazı ufak saçma noktalar yakalasam da dizide hikaye çok güzeldi ve müziklerle de beraber etkilendim ve sevdim. İkinci defa izlemeyi ben de düşünüyorum. :)
    Diğer yorumlara şöyle bir bakarken gözüme Dune kitabı çarptı, dikkatlice bi okudum ve o serinin de peşine düşmeyi düşünüyorum. :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her zaman derim, benim izlediğim en iyi Kore dizisiydi. Bu tarz bir şeyler arıyorum hala izlemek için ama bir White Xmas daha bulamadım. :'')
      Dune bence bilim kurgu romanlarının atasıdır. -Ve en yine bence en iyisi de- Hatta Star Wars, Star Trek gibi efsanelerin de oluşturulurken çok etkisinde kalındığını düşünüyorum. Hemen hemen de aynı yıllar zaten ama Dune'un sahip olduğu sosyolojik derinliğe sahip bir bilim kurgu romanına henüz rastlamadım. Tek sorun kitabın artık basılmıyor olması. Umarım bulabilirsin. :D

      Sil
  5. Yine ben, tekrardan merhabalaar :)
    İlkten şunu söylemeliyim, minnettarım. Dizi, film canavarı gördüğü her diziye ve filme balıklama atlayan biri olarak, rahat 200-250 Kore dizisi izleyen tamda ahh izlemedigim hiç bisey kalmamış triplerinde izlicek dizi bulamayan biri olarak nasıl olurda boyle bi diziyi atlarım diye kendime kızmaktan hala alamıyorum kendimi.
    Nasıl atlarım? Hatırlıyorum, bu dizinin adını duyduğumda izlesem mi deyip konusuna kısaca bakıp, konusunu okuyunca bi grup ergen ve seri katil diye düşündüğüm anı. Bloğu karıştırdığım günlerde hep başlığı görüp ama içerik hakkında bilgim olduğundan nasılsa sıkıcı bi dizi diye diye belki de okumadiğım nadir yazı.
    Dün gene karıştırırken artık oku şunu dediğim an, okumaya başladığım an. Nerde etkilendim en çok? Nerde karar verdim bi avuç ergen deyipte kenara ittigim bu diziyi?
    Elbette gene siz, minnettarim çünkü muhteşemdi. Sizinde dediginiz gibi izledigim en iyi dizi diye rahatça söyleyebilirim, evet! :)
    Sabah başlayıp şimdi bitirdiğim, bitirdiğim gibide bana bu diziyi izlettiren yazıya koşup yorum yapmalıyım dedim. Elbette bi on dakika boş boş ekrana bakıp kendime geldikten sonra :)
    Dizi hakkında konuşmicam çünkü henuz bunun için erken diye düşünüyorum. Bu diziyi sindirmem zaman alıcak.
    Sadece teşekkürler, kazandırdığınız için :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tekrardan hoş geldiniz o zaman efenim :'')
      Voav 200-250 mi? Şaftım kaydı şuan, eminim çok iyi tavsiyeleriniz vardır.
      Tek bir günde izlediyseniz... Oh cidden kendinize gelmeniz zor olacaktır.
      Yazdıklarımla ilginizi çekebildiysem ne mutlu bana. Ve bu harika diziyi kıymetini bilen biri izlediği için ayrıca mutluyum. Sonracağıma izledikten sonra bunu benimle paylaştığınız için de çok teşekkür ederim. Çok memnun oldum :'')

      Sil
    2. Hoş buldummm :)
      Yazılardan anladığım kadarıyla önerebileceğim dizileri zaten izlemiş olduğunuzu anlıyorum, artı o dizileri sizin yorumuynuzla okumakta ayrı keyif veriyo bazen farklı bi bakış açısı ahh böyle düşünmemiştim hiç felan oluyorum okurken.
      Dizinin hala etkisindeyim, üstüne bir de gene bloğunuzda görüpte dün şunu da bi izliyim dediğim Confessions filminin izleyince :D ruh halimi, az çok tahmin edersiniz. Boş boş dalarken buluyorum kendimi bazen :D
      Önerilerinizi, yeni güzel yazılarınızı, dizilere yorumlarınızı bekliyor olucamm!!
      Tekrardan görüşmek üzere :))

      Sil
    3. Çok fazla dizi izlemiş olduğumu söylemem ama bir arkadaşım var sizin gibi, ondan haber alıyorum :D
      Gerçekten mi? Çok mutlu oldum, yakın zamanda bir kaç OCN dizisi üzerine bir şeyler yazmak istiyordum, teşvik edilmiş gibi hissediyorum şimdi kendimi :D
      Ah Confessions... Aslında aynı sorunsal üzerine kurgulanmış olduğundan iyi bir seçim olmuş. Ben şimdi bile White Xmas'ı düşününce yeniden izlemek istiyorum ama tadını kaçırmamak için en azından bir yıl daha geçmeli :D
      Ben de yorumlarınızı bekleyeceğim, teşekkür ederim, görüşmek üzere!! :'')

      Sil